Kamu Yapı & İnşaat Sözleşmeleri Mevzuatı - Ali POLAT
  Sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması - Murat DEVELİOĞLU
 

Sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması

Doç. Dr. H. Murat Develioğlu  

 

Giriş

Türk hukukunda da kabul gören sözleşmeye bağlılık (pacta sunt servanda) ilkesi gereği her borçlu, sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan zorluk ve engellere rağmen sözleşmede öngörülen edimi aynen ifa etmelidir. Bu ilke, hukuk güvenliği ve dürüstlük kuralının bir gereğidir.

Bununla birlikte, sözleşme kurulurken var olan koşullar öngörülemez bir şekilde sonradan değişebilir ve bu değişimin sonucu olarak sözleşmedeki denge, bir tarafın aleyhine katlanılamayacak ölçüde bozulabilir; diğer bir deyişle işlem temeli çökebilir ve borcunu ifa etmesi, aynı taraf açısından aşırı güçleşmiş olabilir. Bu durumda da katı bir şekilde sözleşmeye bağlılık ilkesinin uygulanması ve borcun aynen ifasının borçludan beklenmesi, adalete, dürüstlüğe ve hakkaniyete aykırı düşer. Bu olumsuz sonuçların önüne geçebilmek için sözleşmenin değişen bu koşullara uyarlanabilmesi gerekir.

Bu şekilde bir uyarlama imkânı gerek Yargıtay Kararları’nda, gerekse Öğreti’de kabul edilmiş olmakla beraber bu uyarlamanın hukukî temelleri dönemlere göre farklılık göstermiştir. Aşağıda bu konu ile ilgili bilgi verilecektir.

Türk Hukukunda Sözleşmenin Uyarlanması İle İlgili Temel Düzenlemeler

Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması, eğer uyarlama da mümkün değilse sözleşmenin sona erdirilmesi imkânı 818 sayılı mülgâ Borçlar Kanunu’nda (BK) genel bir düzenlemenin konusunu oluşturmamaktaydı. Bununla beraber, aşağıda da açıklanacağı üzere, eser bedelinin götürü usulü belirlenmiş olduğu eser sözleşmeleri ile ilgili BK m. 365/f. 2’de bu yönde özel bir düzenleme öngörülmüştü.

Bu dönemde, gerek içtihatlarda, gerekse doktrinde, eser sözleşmesi dışındaki sözleşmelerde uyarlama imkânı farklı hukukî temellere dayandırılmaktaydı.

Türk İçtihatları’ndaki ve Doktrini’ndeki baskın görüşe göre, öngörülemeyen nedenlerle sözleşmedeki dengenin aşırı derecede bozulması durumunda sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasının veya sona ermesinin temelinde Medeni Kanun (MK)’un 2. maddesi yatmaktaydı; konuyla ilgili neredeyse tüm yargı kararlarında da anılan maddeye atıf vardı1. Ancak, uyarlamanın hukukî temelinin tespiti yapılırken dürüstlük kuralının yanında farklı hukukî kurumlara da başvurulmaktaydı.

Bir görüşe göre, götürü ücretli eser sözleşmelerinde evvelce öngörülemeyen haller dolayısıyla eser bedelinin artırılmasını veya eser sözleşmesinin feshi imkânını düzenleyen BK m. 365/2 kıyasen diğer sözleşmeler açısından da uygulama alanı bulabilmekteydi. Bazı Yargıtay kararlarında da uyarlama yapılırken bu maddeye atıf yapıldığı görülmekteydi2.

Diğer bir görüşe göre, sözleşmeler Alman Hukuku’ndaki “İşlem temelinin çökmesi teorisi”ne başvurarak uyarlanabiliyordu. Gerçekten de, Almanya’da 2001 yılında maddî hukuk normu halini alan bu teori uyarınca bir sözleşmenin temelini oluşturan olgular, sözleşme taraflarınca öngörülemeyen şekilde esaslı bir değişikliğe uğramış ve bu değişikliğin ortaya çıkmasında kusuru bulunmayan mağdur tarafın sözleşmeye aynen bağlı kalması dürüstlük kuralı uyarınca beklenemez ise işlem temeli çökmüş sayılıyor ve sözleşme uyarlamaya konu olabiliyordu3. Uyarlamanın bu teoriye nazaran yapılabilmesi Yargıtay İçtihatları’nda da kabul edilmekteydi4. Örneğin; Yargıtay işlem temelinin çökmesini “Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişimler yüzünden alt üst olması, borcun ifasının önemli ölçüde güçleşmesi durumu” olarak tanımlıyordu5.

6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 138. maddesi ise, aşırı ifa güçlüğü kenar başlığı altında bu imkânı bütün sözleşmeler açısından genel olarak tanımış bulunmaktadır. Aşağıda bu yeni düzenleme ile ilgili bilgiler verilecektir.

TBK M. 138’e göre Uyarlama için Aranan Şartlar

Sözleşmeyi yeni koşullara uyarlama ve uyarlamanın mümkün olmadığı zamanlarda da borç ilişkisini sona erdirme imkânı veren aşırı ifa güçlüğü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ‘‘Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi’’ adlı üçüncü bölümünde yer almıştır6. “Aşırı ifa güçlüğü” kenar başlıklı TBK m. 138’e göre, bu müesseseden yararlanmak için aşağıda sayılan tüm şartların birlikte yer alması gerekmektedir.

Borçlu Tarafından Öngörülemeyen ve Öngörülmesi de Beklenmeyen Olağanüstü Bir Durum Sözleşme Kurulduktan Sonra Ortaya Çıkmış Olmalıdır

Borçlu tarafından öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen, sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan olağanüstü bir durumdan maksat, günlük hayatın olağan akışına göre borçlunun hesaba katmakla yükümlü olmadığı olaylardır. Savaş, ekonomik kriz, yüksek devalüasyon gibi durumlar örnek olarak sayılabilir. Burada ölçüt; somut olayın tüm özelliklerine göre taraflardan öngörünün beklenip beklenemeyeceğidir. Fazlasıyla riskli işlerde, özellikle şans veya tesadüfe bağlı sözleşmeler ile spekülatif nitelikli işlemlerde de yine yararlanma söz konusu olamayacaktır çünkü böyle durumlarda tarafların aşırı ifa güçlüğünü ileri sürmeyeceklerine dair zımni olarak anlaştıkları varsayılır7.

Bu Olağanüstü Durum Borçludan Kaynaklanmamış Olmalıdır

Uyarlama isteyen borçlunun bu yeni durumun oluşmasında kendi kusuru bulunmamalıdır. Bu noktada borçlu temerrüdüne de değinmek gerekir ki; durumun ağırlaşmasına yol açan olayların ortaya çıktığı sırada mütemerrit borçlu da, temerrüde düşmede kusursuzluğunu ispat edemediği müddetçe aşırı ifa güçlüğüne dayanarak söz konusu haklardan yararlanamayacaktır. TBK m. 138 metni, temerrüde düşen borçlu açısından bir açıklık getirmemiş olsa da hüküm amacına göre yorumlanmalı ve temerrüde düşmede kusursuzluğunu ispat eden borçlu da bu kapsamda ele alınmalıdır8.

Bu Olağanüstü Durum, Sözleşmenin Yapıldığı Sıradaki Mevcut Olguları, Borçludan İfanın İstenmesini Dürüstlük Kurallarına Aykırı Düşecek Derecede Borçlu Aleyhine Değiştirmiş Olmalıdır

Bu değişiklik, sözleşmenin esaslı noktalarında olmalı ve kuruluş anı ile ifa anı arasındaki denge menfaatler açısından bozulmuş olmalıdır. Bu şart MK m. 2 dürüstlük kuralı çerçevesinde borçlu açısından ifanın gerçekleştirilmesi aşırı bir fedakârlık gerektirirse yahut beklenemeyecek kadar ağırlaşmış ise devreye girecektir. Aşırı ifa güçlüğü sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olup sadece borçlu açısından fark edilememiş ise, haklı olsa dahi uyarlama hükümlerinden yararlanamayacak ve TBK m.30 vd. hükümlerine gidilmesi gerekecektir9.

Borçlu, Borcunu Henüz İfa Etmemiş veya İfanın Aşırı Ölçüde Güçleşmesinden Doğan Haklarını Saklı Tutarak İfa Etmiş Olmalıdır

Burada ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa eden borçlu için kanun hükmünden anlaşılması gereken bahis, kısmî ifadır; aksi halde tam ifa ile borç sona ereceğinden aşırı ifa güçlüğünden yararlanmak anlamsız olacaktır. Böyle bir durumda, öngörülemeyen durum kısmî ifadan sonra ortaya çıkmış ise aşırı ifa güçlüğü, henüz ifa edilmemiş kısım üzerinden değerlendirilecektir.

Borçlunun Hakları

Aşırı ifa güçlüğünü tespiti üzerine, TBK m.138’e göre, borçluya iki temel imkân tanınmıştır:

Sözleşmenin Yeni Koşullara Göre Uyarlanmasını İsteyebilir

Bu hak yalnızca mahkemeye başvurularak dava yolu ile kullanılır. Borçlu, hâkimden uyarlama talep edecek, ancak sözleşmenin uyarlanması mümkün değil ise diğer hakkını kullanabilecektir. Hâkim, somut olayı kendiliğinden araştıracak, uyarlama mümkün ise yöntem ve miktarı yine serbestçe belirleyecektir. Tabi ki bunun tespitinde tarafların arasındaki çıkar dengesine dikkat etmelidir.

Sözleşmenin Uyarlanması Mümkün Değil ise Dönme Hakkını Kullanabilir

Şayet bu sürekli bir borç ilişkisi doğuran sözleşme ise TBK m.138/1’in son cümlesinde belirtildiği gibi fesih söz konusu olacaktır. Sözleşmeden dönmenin mahkeme dışı bir beyan ile de gerçekleşmesi mümkün gözükse de, uyuşmazlık mahkemeye taşındığında hâkimin bakacağı ilk müessese uyarlama olacaktır, eğer uyarlama mümkün ise dönme geçersiz sayılacaktır. Bu sebepledir ki bu hakkın mahkeme yolu ile kullanılması önerilir10.

Sonuç

Sözleşme kurulurken mevcut koşullar öngörülemez şekilde sonradan değişerek tarafların edimleri açısından dengeyi sarsabilir ve taraflar açısından aşırı ifa güçlüğü doğabilir; bu durum Türk hukukunda da benimsenen ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin her zaman için adil olmadığına işaret edebilir.

Böyle durumlarda, değişen koşullar sonucu bozulan risk paylaşımı dengesi yeniden sağlanmalıdır; bu sebeple de sözleşmenin uyarlanması müessesesi gündeme gelmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde sözleşmenin uyarlanması ile ilgili açık bir kanun hükmüne yer verilmemiş olmasına rağmen; İçtihat ve Doktrinde uyarlama kabul edilmiştir. Ardından hukukî yönden bir temel arayışına girilmiş, birçok görüş ortaya atılmış ve genel olarak MK m. 2’ye dayanılmıştır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda bu olguya yer verilerek tüm bu sorunlar giderilmiş ve böylece aşırı ifa güçlüğü durumunda uyarlama, kanunda açıkça yer almıştır. TBK m. 138’de bahsi geçen tüm şartların birlikte gerçekleşmesi ile borçlu, sözleşmenin uyarlanmasını talep edebilecek, uyarlamanın mümkün olmadığı durumlarda sözleşmeyi sona erdirebilecektir.
[1]

[1] Örnek olarak, bkz. Yargıtay 13. H.D., E. 1995/3221, K. 1995/3147, T. 30.3.1995. (www.kazanci.com.tr).
2 Örnek olarak, bkz. Yargıtay 13. H.D., E. 1997/5647, K. 1997/5759, T. 24.6.1997. (www.kazanci.com.tr).
3 Bu teori üç olasılığı kapsamaktaydı: Aşırı ifa güçlüğü (Leistungserschwernisse), edimler arası dengenin bozulması (Äquivalenzstörung) ve sözleşme ile izlenen amacın anlamını yitirmesi (Zweckstörung). Bkz. Baysal, Başak: Sözleşmenin Uyarlanması, On İki Levha, İstanbul, 2009, s.87, 278. Bir başka görüşe göre ise, işlem temeli kavramı BK m. 24/1 b.4’ te yer almaktadır. Sözleşme kurulurken var olan temel hatasının belirlenmesinde dikkate alınacak işlem temeli kavramı, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkacak olan işlem temelinin çökmesinde de esas alınacaktır. Temel hatası ile işlem temelinin çökmesi arasındaki tek fark gerçekleştikleri zamandır..
4 Örnek olarak, bkz. Yargıtay 13. H.D., E. 1994/2733, K. 1994/4120, T. 26.4.1994. (www.kazanci.com.tr) 5. Yargıtay 13. H.D., E. 2012/8250, K. 2013/2623, T. 7.2.2013. (www.kazanci.com.tr).
5 Bkz. Yargıtay 13. H.D., 7.2.2013, 8250/2623, (www.kazanci.com.tr).
6 Uyarlamanın TBK ile genel olarak düzenlenmesinde, işlem temelinin çökmesi önemli bir rol oynamıştır. Bkz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde Gerekçeleri, m. 137..
7 Gülekli, Yeşim: “Aşırı İfa Güçlüğü ve Alacaklı Tasavvurunun Boşa Çıkması Halinde İşlem Temelinin Çökmesi Öğretisi”, MHAD 1990, s. 43-69.
8 Öz, Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2011, s. 211-212.

 

 

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=