Kamu Yapı & İnşaat Sözleşmeleri Mevzuatı - Ali POLAT
  Uygulamada sebepsiz zenginleşme - Adnan KORAY
 

Uygulamada Sebepsiz Zenginleşme 
Av.Adnan Koray

 

I)SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMENİN ŞARTLARI :

1)
Sebepsiz zenginleşme için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.

“Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu ( 818 Sayılı B.K.'nun konuya dair 61 vd. maddelerindeki ( 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ( Benzer hüküm 6098 Sayılı T.B.K.'nun m.
77 vd.yer almıştır. ) düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Bu genel açıklamadan sonra sebepsiz zenginleşmenin gerçekleşmesi için aranan şartların açıklanmasında yarar görülmüştür.


Birinci şart; taraflardan birisinin malvarlığında bir eksilmenin vukubulmasına karşı, diğerinin malvarlığında bir çoğalmanın gerçekleşmiş olmasıdır. Bir malvarlığındaki eksilme, aktifin azalması ya da pasifin çoğalması şeklinde olabileceği gibi, aktifin çoğalmasına ya da pasifin azalmasına engel olma yoluyla da gerçekleşebilir.


İkinci şart; sözü edilen eksilmeyle çoğalma arasında bir illiyet bağının bulunmasıdır.
Üçüncü şart, yine sözü edilen azalmayla çoğalmanın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Taraflardan biri, diğerine hükümsüz bir sözleşme gereğince misli mahiyette bir şey vermişse muteber olmayan sebebe dayanan bir iktisap söz konusudur. Sözleşmedeki şekil noksanlığı, fiil ehliyetsizliği, imkansızlık, hukuka veya ahlaka aykırılık, muvazaa gibi sebepler, butlan sebebiyle kazandırmayı geçersiz kılan sebepler olduğundan bu durumlarda kazandırma geçerli hukuki sebebe dayanmamaktadır.


Dördüncü şart; vukubulan iktisabın ( çoğalmanın ) sebepsiz iktisap kuralları dışında, özel bir hukuk kuralına dayanılarak iadesi mümkün olmamalıdır. Zira böyle bir imkan varsa artık sebepsiz iktisap kuralları değil, sözü edilen özel kurallar uygulanır. İadenin; istihkak davası, haksız inşaat sebebiyle tazminat davası, sözleşmenin ifası davası, sözleşmeden dönme sebebiyle iade davası, vekaletsiz iş görmeye dayanan iade davası gibi yollarla gerçekleştirilmesi mümkünse, artık sebepsiz iktisap kurallarına başvurulamaz ( Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 734-738 ).


Bu tür işlemlerde amaç; davalının edindiği çoğalma sonucu, tüm malvarlığında meydana gelen artışın iadesinden ibarettir.” (HUKUK GENEL KURULU E. 2013/13-1018 K. 2014/508 T. 9.4.2014)



2) Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni, kişinin iradesi dışında mal varlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.

“Bir hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Taraflar arasında malvarlıklarının değişimi bir sözleşmeye dayanır ise sebepsiz zenginleşmeden sözedilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda borçlunun borcunu anlaşmaya uygun bir şekilde yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun davranmazsa alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder.” (
T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/16221 K. 2014/608 T. 20.1.2014 )

Aynı yönde “Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin 77 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.


Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.


Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece malvarlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede ( tali nitelikte ) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/5979 K. 2013/7868 T. 13.5.2013)


3) Zenginleşme.
Mal varlığındaki artış, zenginleşmedir. Zilyetliğin devralınması, sınırlı ayni hak tesisi malvarlığının aktif artışına örnektir. Buna müspet zenginleşme denir. Masraftan kurtarma, yapılacak giderin yapılmaması şeklinde olursa menfi zenginleşme söz edilir. Zenginleşme kural olarak olağan koşullarda herkesin elde edebileceği soyut piyasa değeri ile belirlenir. Buna objektif zenginleşme denir. Eğer özel bir beceri ek kar elde edilmişse buna subjektif zenginleşme denir ve bu kar, gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep edilebilir.

“Sebepsiz zenginleşme davasının konusu, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, bu zenginleşmeyi hak sahibine geri vermesidir. Müspet zenginleşme, kendi içinde aktifin artması ve pasifin azalması şeklinde gerçekleşir. Borcu ortadan kaldıran her işlemde zenginleşenin malvarlığının pasif kısmı azaltılmış ve bu oranda da davalı zenginleşmiş olur.” ((
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1715 K. 2013/2939 T. 25.2.2013 )


4.İlliyet Bağı
. Zenginleşme ile fakirleşme arasında illiyet bağı olmalıdır. Burada zorunlu şart teorisi yeterli olup ayrıca uygun illiyet bağı bulunmaktadır. Sebepsiz zenginleşmeye ilişkin illiyet bağının diğer özelliği dolaysız olmasıdır.

“Sebepsiz zenginleşmede bir tarafın mal varlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhinde çoğalması gerekir. Yani zenginleşme fakirleşmenin karşılığı olmalıdır. Başka bir anlatımla aralarında illiyet bağı bulunmalıdır. İade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tesbit edilmesi gerekir. Ekonomik yönden zenginleşmenin ve fakirleşmenin, taşınmazın suyunun satış ücretiyle giderildiği anda gerçekleştiğinin kabulü gerekir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1241 K. 2013/2768 T. 21.2.2013 )


II) SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE ŞAHSİLİK İLKESİ

1.Sebepsiz zenginleşme davasında, geri verme borcu, zenginleşme konusu olan şey, aynen mevcutsa onu iade eder. Aynen mevcut değilse, onun yerine geçen kaim değeri iade eder. Sonuç itibariyle, Sebepsiz zenginleşme davası bir alacak davasıdır, nispi hak sağlar. Ancak, sebepsiz zenginleşen zenginleşme konusu eşyayı üçüncü kişiye devretmişse, üçüncü kişiye sebepsiz zenginleşme davası açılamaz. İşte bu, Sebepsiz zenginleşme davasının kişisel nitelikte bir dava olmasının bir sonucudur. Bu da Sebepsiz zenginleşme davası ancak borçlu ve külli haleflerine karşı açılabilir, üçüncü kişiye açılamaz, demektir.

“ davada davalı Ö.'in sebepsiz zenginleştiği ileri sürülerek, talepte bulunulmuştur. Sebepsiz zenginleşme 818 Sayılı B.K.nun
61-66. maddeleri ( T.B.K.nun 72-82. maddeleri ) gereğince, bir kimsenin malvarlığının geçerli ( haklı ) bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin malvarlığı aleyhine çoğalması ( zenginleşmesi ) demektir. Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talep edilebilmesi için borçlunun malvarlığından bir başkasının aleyhine olarak zenginleşme meydana gelmeli, zenginleşme ve zenginleştirici olay arasında illiyet bağı bulunmalı ve zenginleşme haklı bir sebebe dayanmamalıdır. Sebepsiz zenginleşme kurumunun en temel özelliği şahsilik prensibi gereğince kime karşı zenginleşme olduysa ona karşı talepte bulunulması gerekir. Somut olayda; davalı Ö. F. G., M. kızı H.'nin hissesine bedel ödemeden sahip olmak suretiyle sebepsiz zenginleşmiştir. Sebepsiz zenginleştiği hisse aynen mülkiyetinde bulunmadığından nakten tazmini istendiğine göre, mahkemece, sebepsiz zenginleşenin taşınmazı Ö.den satınalan ve halen adına kayıtlı bulunan dava dışı T. İ. değil davalı Ö. olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken, Ö. yönünden davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/12387 K. 2013/12539 T. 12.9.2013 )


Sebepsiz zenginleşme mal varlığının aktifinin artması veya pasifinin azalması ya da fakirleşmekten kurtulma şeklinde gerçekleşebilir. Ancak, sebepsiz zenginleşmeden doğan istem kişisel bir hak olup, iadeye konu olan şey sebepsiz olarak zenginleşenin elinden çıkıp başkasına geçmiş ise ona karşı ileri sürülemez. Dolaysızlık ilkesi sonucu herkes kimin mal varlığından zenginleşmiş ise ona karşı iade borcu altına girer. Somut olayda mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, Biga İcra Müdürlüğünün 2006/3079 Sayılı dosyasındaki borçtan davacının sorumlu olmadığı halde, borçlusu olduğu icra dosyasındaki arta kalan paradan davacıya ödenmesi gereken kısmın 2006/3079 Sayılı dosyaya aktarılıp, bahsi geçen dosyanın alacaklısı olan davalıya ödendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda öncelikle, davacının borçlusu olmadığı Biga İcra Müdürlüğünün 2006/3079 Esas sayılı takip dosyasına kendi hissesine düşen ve artan kısmın ödenip ödenmediğinin; davacının bu dosyanın borçlusu olup olmadığının tayin ve tenkisi süresiyle değerlendirme yapılmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece yukarıdaki açıklamalar ve davanın niteliği gereği sebepsiz zenginleşenin kim olduğu tartışılıp, sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2011/9577 K. 2011/13615 T. 26.9.2011 )


III) SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE TARAF SIFATI:

1. Aktif Husumet Ehliyeti :

Sebepsiz zenginleşme davasında davacı, hukuken geçerli bir sebep mevcut olmadığı halde malvarlığı fakirleşen kişidir.

“Sebepsiz zenginleşme davası kişisel nitelikte bir davadır. Sebepsiz zenginleşme ilişkisinin borçlusu, malvarlığı haklı bir sebep olmaksızın başkası aleyhine artan, zenginleşen kimsedir. Sözkonusu borç ilişkisinde zenginleşenin mal varlığının kendisi aleyhine artmış olan kimseye de alacaklı, hak sahibi veya davacı adı verilir. Dosya içeriğinden; davacının 19.2.1974 tarihinden 9.7.1997 tarihine kadar kesintisiz olarak köy korucusu olarak çalıştığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı'nın davacının oğlu E. Ö.'a gönderdiği yazıyla davacı N.'ın emekli olabilmesi için 30.9.2005 tarihine kadar Samsun Sigorta II Müdürlüğü veznesine 3.800,00 TL ödeme yapması gerektiğinin bildirildiği, 7.10.2005 tarihinde söz konusu paranın yazıda bildirilen vezneye davacının oğlu tarafından yatırıldığı anlaşılmıştır. O halde mahkemece; ödemeyi davacının oğlu E.'ın yaptığı, bu sebeple alacaklı sıfatının davacının oğlu E.'a ait olduğu ve davayı E.'ın açabileceği göz önüne alınarak, davacının davacı sıfatına sahip olmadığı gerekçesi ile ( sıfat yokluğundan, husumetten ) davayı reddi gerekirken, yazılı ve yanılgılı gerekçelerle davanın kabulü cihetine gidilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1715 K. 2013/2939 T. 25.2.2013 )

2
) Pasif Husumet Ehliyeti :

Davalı arsa sahibinin davacılara karsı bir sebepsiz zenginlesmesi de bulunmamaktadır. Arsa sahibinin bir sebepsiz zenginlesmesi varsa ancak yüklenici akidine karsıdır. Bu durumda davada arsa sahibine husumet yöneltilemez. Davacılar ödedikleri satıs bedelini ancak yüklenici akidlerinden isteyebilirler.” (13. HD, 25.02.2003, 2002/12900, 2003/1885, YKD., C. 29, S. 7, s. 1099)

Davacı borcu olmadıgı dava konusu meblagı icra takibi sırasında isim benzerligi nedeniyle davalının borçlusu oldugu sirkete ödemistir. ..borcunu ödedigi davalıya karsı bu konuda bir talep hakkı asla bulunmamaktadır…” (3. HD, 23.01.1984, YAVUZ, s. 116)


IV) SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMENİN ÇEŞİTLİ TALEPLER KARŞISINDA DURUMU:

1-İstihkak davası, haksız inşaat, sözleşme, vekaletsiz iş görme varsa, sebepsiz zenginleşme uygulanamaz
.

1-Vukubulan iktisabın ( çoğalmanın ) sebepsiz iktisap kuralları dışında, özel bir hukuk kuralına dayanılarak iadesi mümkün olmamalıdır. Zira böyle bir imkan varsa artık sebepsiz iktisap kuralları değil, sözü edilen özel kurallar uygulanır. İadenin; istihkak davası, haksız inşaat sebebiyle tazminat davası, sözleşmenin ifası davası, sözleşmeden dönme sebebiyle iade davası, vekaletsiz iş görmeye dayanan iade davası gibi yollarla gerçekleştirilmesi mümkünse, artık sebepsiz iktisap kurallarına başvurulamaz ( Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 734-738 ). (
HUKUK GENEL KURULU E. 2013/13-1018 K. 2014/508 T. 9.4.2014)

2.
Haksız fiil hükümleri ile sebepsiz zenginleşme hükümleri yarışabilir.

“Uyuşmazlık, murisin vefatından sonra banka kartı vasıtasıyla çekilen aylığının tahsilinden kaynaklanmaktadır. Söz konusu fiil, ceza hukukunda Türk Ceza Kanununun “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” başlıklı 245. maddesinde müeyyideye bağlanmış olup, anılan maddede başkasına ait bir banka veya kredi kartını kullanarak yarar sağlamak hususu cezalandırılmıştır. Özel hukuk alanında ise; davanın, somut olayın özelliğine göre, sebepsiz zenginleşme ya da haksız fiilden kaynaklandığı kabul edilebilir. Bu hukuki sebeplerden herhangi birine dayanılması imkan dahilinde olup, bu durumda hakların yarışmasından ( telahukundan ) bahsedilir. ( Andreas von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C.Edege Çevirisi 1983, Sahife 452 ve 453;, Dr. S.Reisoğlu Sebepsiz İktisap Davasının Genel Şartlan 1961 sahife 42 ve sonrası, Fikret Eren.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. III, 4. B., İstanbul, 1994, sayfa 14 )” (
10. HUKUK DAİRESİ E. 2014/2734 K. 2014/2665 T. 13.2.2014 )

Bu durumda davacı tesebbüsün isçilere karsı sebepsiz iktisaba dayanan bir dava hakkı vardır. Ancak bunun yanında davalılara karsı unsurları gerçeklestigi takdirde haksız eyleme dayanan dava hakkı da vardır.” (
4. HD, 22.10.1984, 4791/ 7800, ÖZ, s. 227)

3) Sebepsiz Zenginleşme davasının tali nitelikte olduğuna dair.

Sebepsiz zenginleşmede ise; sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Sebepsiz zenginleşme alacaklıya 2.derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Mal varlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Bunun bir sonucu olarak da, sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir. Nitekim, aynı ilkeler HGK.nun 13.6.2007 tarih, 2007/18-330 E. 2007/350 K. ve HGK.nun 17.2.2010 tarih, 2010/13-93 E. 2010/88 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/16221 K. 2014/608 T. 20.1.2014 )

4) İİK.m.361 hükmü ile sebepsiz zenginleşme hükümleri yarışabilir.

“Her ne kadar İİK nun 361. maddesinde "icra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır." hükmü düzenlemiş ise de, bu kanuni hüküm borçlunun genel hükümler ( Borçlar Kanununun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri ) uyarınca mahkemeye müracaat ile istirdat talebi hakkını ortadan kaldırmaz. Davacı ( borçlu ) sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istirdat talebinde bulunduğuna göre, dava açmakta hukuki yararının bulunduğu gözetilerek davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2010/23018 K. 2011/630 T. 24.1.2011 )

5) İİK.m.40 hükmü ile sebepsiz zenginleşme hükümleri yarışabilir.

“İK'nın
40. maddesinde "Bir ilamın nakzı icra muamelelerini olduğu yerde durdurur. Bir ilam hükmü icra edildikten sonra nakzedilip de aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kati bir ilamla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur" denilmektedir.
Bu maddenin hükmü haksız yere para ödemiş olanların geri alma haklarını kolayca kullanabilmelerini sağlamak üzere konulmuştur. Bu maddenin verdiği hakkın, sebepsiz mal edinme esasları gereğince mahkemeye başvurularak kullanılması da mümkündür. Böyle bir davaya İİK'nın
40. maddesindeki hüküm engel teşkil etmez. İİK'nın 40. maddesi hükmü emredici nitelikte değildir ( Yargıtay HGK 05.10.1960 tarih, Esas 3/12, Karar 12 ). Davacı, bir mahkemece hüküm altına alınan ilama konu alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibi sırasında takibe konu kararın Yargıtay'ca bozulması ve yeniden yapılan yargılama sonrasında önceki miktardan daha düşük bir miktara hükmedilmesi nedeniyle önceki ilama dayalı olarak ödenen paranın, sonraki ilam ile arasındaki farkın iadesini istemektedir. Sebepsiz zenginleşme esasları gereğince dava açma hakkı bulunmaktadır. Böyle bir dava açılmasına İİK'nın 40. maddesi engel değildir. Mahkemece işin esasına girilerek ortaya çıkacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2007/2264 K. 2007/2630 T. 26.2.2007 )


V) HAKLI SEBEBİN OLMAMASI

A-Hatalı ödeme meselesi :

1.Hatalı ödemelerin iadesi için adli yargıda dava açılması durumunda, aynı zamanda idari yargıda dava açılmış olsa bile, idari yargıda açılmış olan davanın bekletici mesele yapılmaz.
“Genel Kurul görüşmeleri sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davalıya hatalı yapıldığı iddia edilen ödemelerin tahsiline yönelik idari işlemin iptali için İdare Mahkemesinde açılan davanın sonucunun beklenilmesinin gerekip gerekmediği önsorun olarak incelenmiş ve İdare Mahkemesi'nde açılan davanın niteliğinin eldeki davadan farklı olduğundan bahisle idare mahkemesi kararının beklenilmesinin gerekmediği oyçokluğuyla kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir” (
HUKUK GENEL KURULU E. 2013/3-590 K. 2014/117 T. 19.2.2014)

İdare mahkemesince işlemin iptal edilmiş olması da hukuk mahkemesini bağlamaz.(3. HUKUK DAİRESİ E. 2011/11075 K. 2011/18677 T. 24.11.2011)

2. Hatalı intibak gibi bir şart tasarrufun sonradan idare tarafından geri alınması halinde, daha önce bu şart tasarrufa dayanılarak memura yapılmış olan fazla ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak iade istenemez. Bunun dışında şart tasarrufa dayanılmayan, hukuki dayanağı olmayan tüm hatalı ödemeler, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi mümkün olacaktır
.

“somut olayda hatalı ödemeye dair olarak ortada, salt hatalı ödeme işlemi bulunmakla, idarenin bu işlem sebebiyle sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak, genel mahkemede dava açması olanaklıdır. Ortada bir şart tasarruf bulunmadığından, şart tasarrufun varlığı halinde uygulanacak ilkelerin somut olay yönüyle uygulama yeri yoktur. Öyle ise, söz konusu ödeme davalı yönünden nedensiz zenginleşme olup, burada, idare hukukunun idari kararların geri alınmasıyla ilgili kurallarının uygulanmasına olanak yoktur. Hal böyle olunca, hiçbir hukuki dayanağı olmayan, şart tasarrufa da konu olmayan hatalı ödemelerin, borçlar hukukunun sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri alınmasına karar verilmesi gerekir.” ((
HUKUK GENEL KURULU E. 2013/3-590 K. 2014/117 T. 19.2.2014)

Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/10794 K. 2013/13472 T. 30.9.2013)
Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/17591 K. 2012/22477 T. 1.11.2012 )
Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/21923 K. 2012/26278 T. 20.12.2012)
Aynı yönde (HUKUK GENEL KURULU E. 2011/3-809 K. 2012/125 T. 7.3.2012 )
Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2011/12986 K. 2011/18119 T. 21.11.2011)

İşçi yönünden aksi yönde bir Yargıtay kararı: Dairemizce bu konuda temel ölçüt güvenin korunması ilkesinin yargıcın takdir yetkisi ile dengelenerek tamamlanması, bu yolla hakkaniyete ulaşılmasıdır. Bu bağlamda sebepsiz zenginleşmenin zenginleştirene güven duyması ve güven duymasını gerektiren konumu, olayın özellikleri, yargıcın hakkaniyeti uygun bir karar vermesi; gerektiğinde BK. m.43 ve 44 ten yararlanmasıdır.
Somut olayda davacı bir Devlet Kurumu, davalı işçidir. Kurumca davacı işçiye yasaya dayanılarak fazla ödemede bulunulmuştur. Davacı kurumun davacı işçiye göre sahip olduğu hesaplamaya ilişkin üstün donanımı ve ödeme miktarının belirlenmesinde uzmanlığı tartışılmazdır. İşçi iyiniyetlidir. Taraflar arasında ekonomik ve sosyal açıdan büyük bir fark vardır. O halde somut olayın özelliği itibarıyla alacaklının zarara katlanması gerekir. Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.01.1973 gün 6/2 sayılı kararı ve Danıştay Büyük Genel Kurulu'nun 22.12.1973 gün 8/4 sayılı kararı içerik olarak yukarıda varılan sonucu desteklemektedir. (9. HUKUK DAİRESİ E. 2009/33526 K. 2009/28432 T. 23.10.2009 )

3
) Hukuken sakat yetkiye istinaden ödenen paraların iadesi de sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak istenebilir.

“Yönetsel işlem (idari işlem), yönetimin, yönetim hukukuna dayanarak, tek yanlı irade açıklamasıyla yaptığı işlemlerdir. Bunların hukuksal sonuç doğurabilmesi için yönetimin iradesinin açıklanması yeterlidir (Prof. Dr. Şeref Gözübüyük, YöneTSEl Yargı, Eylül 2007-syf. 76).
İdarenin hukuksal işlemleri tek yanlı ve iki yönlü işlemler olarak ikiye ayrılır. Tek yanlı işlemler, idarenin tek yanlı irade açıklamasıyla hukuk alanında değişiklik ve yenilik yaratan işlemlerdir. Yönetim ve başka kişilerin karşılıklı olarak iradelerini açıklamalarıyla yaptıkları işlemlere de iki yanlı işlemler denir. Yönetimin, tek yanlı işlemleri arasında tüzük, yönetmelik gibi "genel", atama, vergi salma, bir işyerinin kapatılması gibi, "bireysel" işlemler yer alır. Yönetimin iki yanlı işlemlerine sözleşmeler örnek olarak gösterilir.
Bir idari işlemin yapılabilmesi için birden çok idari kuruluşun onayına gerek varsa, bu gibi durumda ilgili makamların yetkilerini sırayla kullanması gerekir. Burada yapılan aksaklıklar işlemi yetki yönünden sakatlar ve iptalini gerektirir. Bu durumda, davalının başhekim olarak görevde bulunduğu davaya konu 5.3.2007-18.9.2008 döneminde asli atamaya yetkili idarenin onayının bulunmaması sebebiyle idari işlemin olmadığı için hukuksal sonuç doğurmayacağı ve dolayısıyla davaya konu edilen miktarın davalıya ödenmemesi başka bir deyişle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, mahkemece; yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/17342 K. 2014/1926 T. 11.2.2014 )

4.
Borçlanılmadığı edimi kendi isteği ile yerine getiren kişi, bunu, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse, geri isteyebilir. İfada bulunurken şüpheyle hareket edmişse, yine de sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabilecek midir? Bu durumda ihtirazi kayıtla ödeme yapılmasını aramak, en iyi çözüm olmalıdır.

“Borçlar Kanunun 62/1 maddesi "borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zannederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez" hükmünü getirmiştir. Dava konusu olayda, davalının davacı aleyhine icra takibi yaptığı veya onu ihtar çekerek temerrüdü düşürdüğünü iddia ve ispat edilmemiştir. Başka bir deyişle davacının icra baskısı sonucu dava konusu miktarı ödediği hususunda her hangi bir delil sunulmamıştır. Öte yandan davacı parayı öderken herhangi bir ihtirazı kayıtta ileri sürmemiştir. Bu durumda davacının dava konusu miktarı rıza ve iradesiyle ödediğinin kabulü zorunludur. Mahkemece, davacının ödemeyi yaparken her hangi bir ihtirazı kayıt ileri sürmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.” (
13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/10883 K. 2005/17468 T. 28.11.2005 )

B-GEÇERSİZ SÖZLEŞME

1.Sözleşme geçersiz olması durumunda, herkes sözleşme gereğince ödediği parayı-davalının edindiği çoğalma sonucu, tüm malvarlığında meydana gelen artışın iadesin- isteyebilir. Yani, kendi malvarlığındaki eksilmeyi değil, sözleşme gereğince verdiği paranın iadesi istenebilir.

“Somut olayda, davacı, davalılar C., G., V. ve E. Y. adlarına kayıtlı taşınmazı diğer davalı M. K.'den haricen satın alarak, dava dışı 3.kişiye sattığı, tapunun intikalini bu kişiye sağlayamayınca da, hakkında açılan tazminat davasında akidi olan üçüncü kişiye ödediği bedeli taşınmazı satın aldığı M. K.'den istemiştir. Bu husus mahkemeyle Özel Daire'nin kabulünde olduğu gibi, kesinleşen mahkeme kararı ile de kabul edilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere, taşınmaz satımına dair sözleşmelerin tapu sicil memuru huzurunda düzenlenmesi gerekmekte olup, bu zorunluluğa uyulmaması, sözleşmeyi geçersiz kılar. Sözleşmenin geçersiz kabul edilmesi halinde ise, herkes akidine ödediği bedeli, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca talep edebilir. Bu durumda, davacı kendi akidi olan davalı M.'tan dava dışı 3.kişiye ödediği bedeli değil, davalı M.'a harici satış sözleşmesi gereğince ödediği bedeli denkleştirici adalet ilkesi gereğince ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle talep edebilir. Dava dışı 3.kişiyle aralarındaki sözleşmeyi ifa edememesi sebebiyle ödediği daha fazla olan bedeli davalıdan talep edemez. Davacı "çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, davalı M.'la aralarındaki harici satış sözleşmesi gereğince ödediği bedeli, az önce belirtilen ilkeler doğrultusunda denkleştirici adalet ilkesi gereğine talep etmesi mümkün olup, mahkemenin bu yöne dair direnmesi doğru değildir.” ((
HUKUK GENEL KURULU E. 2013/13-1018 K. 2014/508 T. 9.4.2014)

2. Sözleşme geçersiz ise, cezai şartta istenemez.

“Cezai şart istemi yönünden; cezai şart, asıl borca ilişkin fer'i bir hak olup sözleşme geçersiz olduğu için kararlaştırılan ceza koşulunun da geçersiz sayılmasında ve bu kısma ilişkin davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının, bu yöne ilişkin sair temyiz itirazları yerinde değildir” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2014/396 K. 2014/6529 T. 29.4.2014)

3. Sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle, taraflar verdiklerini karşı taraftan alırken, “denkleştirici adalet” ilkesi göz önünde bulundurulur. Bunun için de, denkleştirme yapılırken iade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihe göre iade kapsamı belirlenmelidir. İade kapsamı ise, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış ortalamaları göz önünde tutulur.

“….dayanılan 15.07.2006 tarihli harici satım sözleşmesi resmi biçimde yapılmadığından MK'nun 634.maddesi, TMK'nun
706.maddesi, BK.nun 213.maddesi ve Tapulama Kanununun 26.maddesi uyarınca geçersizdir. O nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflara hak ve borç doğurmadığından taraflar geçersiz sözleşme uyarınca verdiklerini karşı taraftan isteyebilirler.
Ancak, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmesi nedeniyle paranın değer kaybı, bununla ters orantılı olarak devamlı düşmekte olduğundan paranın verildiği tarihteki alım gücü ile iade tarihindeki alım gücü çok farklı ve adaleti denkleştirmeyecek oranda azdır. Bu nedenle, hukuken geçersiz sözleşmeler sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasviye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir. Ancak, burada denkleştirme yapılırken iade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihe göre iade kapsamı belirlenmelidir.
Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış ortalamaları gözönünde tutulmalıdır. Kural bu olmakla birlikte, davacı takip talebinde asıl alacak ve işlemiş faizi ile asıl alacağa uygulanacak yasal oranda faiz talebinde bulunmuştur. Bu durum, davacının satım bedelinin iade tarihindeki karşılığı belirlenir iken taleple bağlılık ilkesinin gözönünde bulundurulmasını gerektirir. O halde mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler gereğince satım sözleşmesinde belirlenen ve ödenen 40 000,00 TL olan ödeme tutarının dava tarihi itibariyle, bilirkişi marifetiyle denkleştirici adalet ilkesinin uyarlanması ve ortaya çıkacak miktara ( taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek ) hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2014/396 K. 2014/6529 T. 29.4.2014)

Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/15948 K. 2014/1182 T. 29.1.2014 )
Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/9556 K. 2013/12480 T. 11.9.2013)
Aynı yönde (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/23599 K. 2


4 Harici satış sözleşmelerinde aynı anda iade koşuluyla satış bedelinin davacıya iadesine karar verilmelidir.

“Ayrıca, davalı davaya konu aracın davacının elinde bulunduğunu belirtmiş, davacı bu savunmaya karşı koymamıştır. 14.12.2005 tarihli harici araç satış sözleşmesi geçersiz olduğu için taraflar aldıklarını haksız iktisap hükümleri uyarınca karşılıklı olarak aynı anda iade etmekle yükümlüdürler.Hal böyle olunca, mahkemece, davaya konu aracın davalıya aynı anda iadesi koşulu ile 13.500 TL satış bedelinin davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/17152 K. 2014/1196 T. 29.1.2014 )

5) Harici Satış sözleşmelerinde, iade talepleri, 10 yıllık zamanaşımına hükmüne tabidir.

“Taraflar arasındaki uyuşmazlık; harici araç satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesi uyarınca trafikte tescilli araçların mülkiyetini nakledici nitelikte sözleşmelerin noterde yapılması zorunludur. Bu hükme aykırı olarak yapılan sözleşmeler hukuken geçersizdir. Ancak, geçersiz sözleşmeden kaynaklansa dahi, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda TBK.
146.'ıncı maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Somut olayda; uyuşmazlık sözleşme ilişkisinden doğduğu için olaya sözleşme zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Buna göre; harici ( sözlü ) satışın yapıldığı ( 07.10.2008 tarihinden ) davanın açıldığı 30.09.2011 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır.” (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2014/532 K. 2014/6531 T. 29.4.2014)
Aynı yönde (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/863 K. 2013/2697 T. 20.2.2013)
Aksi yönde yani bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu yönünde Yargıtay kararı
““Davada, geçerli bir sözleşmeye dayanmadan ödenen araç bedelinin BK.nun 61-66.maddeleri gereğince sebepsiz zenginleşme kurallarına göre tahsili talep edilmektedir. BK.nun 66.maddesine göre, sebepsiz zenginleşmede iade alacaklısının verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl, hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir.” (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/10395 K. 2012/16704 T. 3.7.2012)

6. Zilyetlik devam ettiği sürece faize hükmedilemeyeceği hususu gözardı edilerek dava ve ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/9903 K. 2013/12952 T. 19.9.20139)

7. Harici satım sözleşmesinde, satıcı, aracın alıcıda kaldığı dönem için kullanma bedeli kira, ecrimisil adı altında talepte bulunamaz.
“2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun
20/d maddesi uyarınca trafikte tescilli araçların mülkiyetini nakledici nitelikte sözleşmelerin noterde yapılması zorunludur. Bu hükme aykırı olarak yapılan sözleşmeler hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarca hak ve borç tahmil etmeyeceği için, taraflar ancak verdiklerini karşılıklı olarak haksız iktisap hükümleri uyarınca geri alabilirler. Taraflar arasında araç satışına ilişkin yapılan sözleşme KTK 20/d. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir ve tarafların leh veya aleyhine sonuç doğurmaz. Taraflar ancak aldıklarını, iade ile yükümlüdür. Bu bağlamda satıcı taraf alıcıdan ancak aracın iadesini, isteyebilir. Aracın alıcıda kaldığı dönem için kullanma bedeli kira, ecrimisil adı altında talepte bulunamaz. Alıcı taraf ise sadece satış bedelini isteyebilir. Satış bedelinin satıcıda kaldığı süre için faiz isteyemez.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/10692 K. 2012/15709 T. 21.6.2012 )
“Taraflar arasında düzenlenen 15.09.2003 tarihli taşınmaz satışına ilişkin harici satış, MK'nın 634., BK'nın 213. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir. Her geçersiz satışta olduğu gibi taraflar aldıklarını sebepsiz iktisap hükümleri dairesinde iade ile yükümlüdürler. 10.07.1940 tarih ve 2/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, geçersiz taşınmaz satışında verilen satış bedeline alıcı faiz, taşınmazın kullanılmasından dolayı da satıcı ecrimisil veya kira bedeli isteyemez. Mahkemece, bağlayıcı nitelik taşıyan Tevhidi İçtihat Kararına rağmen, satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesine göre ulaştığı değerden davacının elde ettiği ürün gelirinin indirilmesi suretiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma gerektirir.” (


C-Gerçekleşmeyen sebebe dayalı zenginleşme

1.Henüz geçerli bir hukuki ilişki kurulmadan ileride hukuki ilişki kurulacak umuduyla ödenenlerin geri iadesi istemi, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mümkündür.
“Uyuşmazlık, dava konusu gecekondu arsalarının zilyetlerine tahsis edilmesi için yapılan duyuru sonucu davalı belediyenin belirlediği banka hesabına yatırılan paranın tahsisinin yapılmaması nedenine dayalı olarak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi istemine ilişkindir. Taşınmaz sonradan Kepez Belediyesi sınırları içinde kalmış ve 3030 sayılı Kanun hükümlerine göre bu taşınmaza ilişkin tüm hak ve borçların Kepez Belediyesine geçtiği belirtilmiş ise de, bedeli tahsil eden davalı Belediye olduğu takdirde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade ile sorumlu olacaktır.
Dosyada mevcut davalının cevap ihtarnamesinde; arsa bedeli ödenmesi hususunda belediye kararı bulunmadığı halde, bazı gecekondu sahiplerinin Antalya Belediyesinin Pamukbank Şarampol Şubesindeki banka hesabına belediyenin bilgisi dışında para yatırdıkları hususu kabul edilmiştir. Somut olayda, dava konusu paranın yatırıldığı “K... Altı Mah. Arsa Konut Yapı Koop.'ne ait hesap” ile davalı Belediye arasında hukuki, fiili ve organik bağ bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadığı gibi, hesapta bulunan paranın nereye aktarıldığı, kimler tarafından kullanıldığı da belirlenmemiştir. Öyle ise mahkemece, yukarıda zikrolunan hususlar araştırılarak, taşınmazın sonradan Kepez Belediyesi sınırları içinde kalmış ve bu taşınmaza ilişkin tüm hak ve borçların Kepez Belediyesine geçtiği belirtilmiş ise de, bedeli tahsil eden davalı Belediye olduğu takdirde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade ile sorumlu olacağı gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı nitelendirme sonucu davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/4104 K. 2013/5835 T. 4.4.2013 )

“Davacı vekili dilekçesinde, "kendi evini kendin yap" projesi kapsamında davalı belediyeden arsa satın aldığını ve bedelini de ödediğini, ancak projenin iptal edildiğini beyan ederek 8,5 TL arsa bedeli ile 17.008 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, taşınmazın dava tarihi itibariyle değerinin 16.500 TL olduğu bildirilmiş, mahkemece, bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir. Davacı bedelini ödeyerek satın aldığı arsa üzerinde tasarruf hakkını kaybettiği için, davalı taraf sebepsiz zenginleşmiştir. Davacı ödediği bedeli belirtilen sözleşmenin ifasının imkansızlığı nedeniyle sebepsiz iktisap hükümlerine göre ödediğini geri alabilecektir. Davacının ödediği bedelin ifanın imkansız hale geldiği, yani projenin iptal edildiği tarih itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücünün uzman bilirkişi kurulu raporu ile belirlenmesi suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/11984 K. 2012/16732 T. 3.7.2012 )

“Dava, hac organizasyonunda toplanan 5.400 Euro paranın davalıya ödenmesine rağmen organizasyonun gerçekleşmemesi nedeniyle verilen paranın iadesi ile her bir davacı için 5.000,00 TL manevi giderimin davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davalı savunmasında; bedeli aldığını, ancak organizasyonun başka bir kişi tarafından yapıldığı için ona devrettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının hac organizasyonu için verilen parayı organizasyonu düzenleyen üçüncü kişiye teslim etmesi nedeniyle haksız zenginleşmediği, ayrıca davacıların şahsiyet haklarının ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Dava; sebepsiz zenginleşme nedenine dayalı alacak davasıdır. BK. 61. ve diğer maddelerinde geçerli bir nedene dayanmaksızın, başkasının zararına mal kazanan kişi onu iadeye mecburdur, şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, haksız ( nedensiz ) yere zenginleşen kişi, bu zenginliği geri vermek zorundadır. Somut olayda; toplanan deliller ve yapılan yargılamaya göre davalının 5.400 Euro bedeli aldığı yönünde bir uyuşmazlık yoktur. O halde, mahkemece yapılacak iş; davacıların davalıya ödediği sabit olan 5.400 Euro paranın taleple bağlı kalınarak davacılara ödenmesi gereklidir. Mahkemece, oluş ve kabule uygun düşmeyecek gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/20152 K. 2012/25033 T. 5.12.2012 )

“Davacı koca, ihtar birlikte yol ve diğer masraflarını karşılamak için para göndermiş ve kadın buna uymamışsa, sebepsiz zenginleşme ücretlerine göre bu para iadesi istenebilir.(2. HD, 27.2.1978, 1978/1271 E, 1978/1495 K)

D- YASAL DAYANAĞI OLMAYAN ÖDEMELER

1-“5393 Sayılı Belediye Kanununun
15. maddesine göre pazar yeri kurmak belediyelerin genel ve zorunlu görevlerindendir. Pazar yerinin işgalinde 2464 Sayılı Kanunun 52/1. maddesi uyarınca aynı kanunun 56/1. maddesine göre belirlenecek olan işgal harcına tabi tutulmaktadır. Ancak, buna rağmen belediyelerin "pazar yeri tezgah tahsis ücreti ve depozito bedeli" adı altında tarife düzenleme yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısı ile bu tarifeye dayalı ücret tahsil etmesi de yasal değildir. Davada, davalı belediyenin yasal dayanağı olmadan davacıdan tahsil ettiği ücretin istirdadı talep edilmektedir. Bu durumda davanın B.K.nun 61-66 maddeleri gereğince sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre Adli Yargı yerinde görülüp, yargılama yapılması ve davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken, mahkemece; yazılı gerekçeyle görevsizlik karan verilmesi doğru görülmemiştir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2011/8250 K. 2011/13305 T. 20.9.2011 )

E) İFA DIŞINDA SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMELER

1.
Bizzat zenginleşenin davranışıyla gerçekleşen sebepsiz zenginleşme. Örneğin kaçak elektrik kullanma.Kendi davranışıyla zenginleşen kişinin kusurlu olması aranmaz. Örneğin başkasının boyasını kendisinin sanarak evini boyayan kişi, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabilir.

“O halde kamu görevlisinin kendisine tahsis edilen telefonla özel görümseler yapması halinde idarenin bu nedenle yaptıgı giderleri isteme hakkı oldugu kabul edilmelidir. Yeter ki kamu kurumunun iç düzeninde hukuka uygun aksi yönde bir hüküm bulunmasın.” (4. HD, 16.04.1985, 2100/ 3763, ÖZ, s. 225)
“Burada davacı taraf, davalıya "kendi çıkarı için" dava dışı üçüncü kişinin borcunu eda etmiştir. O halde davalıya ( alacaklıya ) "edim zenginleşmesi" istemi yöneltebilir. Zira davacı, borçlunun borcunu, ona karşı herhangi bir kişisel edim borcunu yerine getirme niyeti olmaksızın ve onun açık ya da varsayılı oluru bulunmaksızın, kendi isteğiyle kapatmıştır. Alacaklıya, "kendisi için" bir borç ödememiştir. Edim ( ifa ) ile izlediği amaç, alacaklıya ( davalıya ) yöneliktir. Zira iktisap, davacının ( fakirleşenin ) ifa amacıyla yaptığı işten değil de davalının ( zenginleşenin ) davranışından kaynaklanmıştır ( Öz, sh. 94 ).
Kamu hukuku kuralları uyarınca kamu hizmeti görmekte olan kamu idareleri veya müesseseleri veya bunlara bağlı teşekküller ya da imtiyaz yolu ile bu hizmetleri yürüten işletmeler ( Devlet Demir Yolları, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, PTT, Belediye Otobüs ve Su İşletmeleri, Türkiye Elektrik Kurumu vs. ) şartlarına uygun şekilde başvuran her kişi ile sözleşme yapmakla yükümlüdürler ( Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, c-1, Ank.1991, sh. 373 vd; Tunçomağ Kenan: Türk Borçlar Hukuku, l, Genel Hükümler, 6. bası İst. 1976, sh. 241 vd; Oğuzman/Öz, sh. 133 ). Aksine davranış halinde Kamu Hukuku kurallarına göre şikayet veya dava yollarına başvurulabilir. Kaldı ki, bir çok halde bir tekel durumu da sözkonusu olduğu için özel hukuk esaslarına da dayanılabilir. Dürüstlük kuralının bir sözleşme yapılmasını zorunlu kıldığı durumlarda, bu sözleşmeyi yapmaktan kaçınma ya da uyuşmazlık konusu olayda olduğu üzere bir başkasının borcunu ödeme şartına bağlamak dürüstlük kuralına aykırı düşer. Bu durumdan zarar gören taraf sözleşmenin yapılması için dava açabileceği gibi, sözleşmenin yapılmaması yüzünden uğradığı zararın tazmin edilmesini ya da ödemek zorunda bırakıldığı meblağın nedensiz zenginleşme yolu ile geri verilmesini dava edebilir. Zira, tekel durumundaki davalı, sözleşme yapma serbestisini kötüye kullanmış bulunmaktadır. (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2004/5997 K. 2004/6790 T. 14.6.2004 )

2.
Zenginleşme, üçüncü kişinin davranışından kaynaklanmış olabilir.

“ Davacı banka, müşterisi olan dava dışı M.C.'nin hesabına kimliği belirsiz kişiler tarafından internet yoluyla girilerek önce dava dışı R.C'nin hesabına buradan da davalı vakfın hesabına para transferi yapıldığını belirterek yasadışı yollardan davalı vakıf hesabına gönderilen paranın tahsilini istemiştir. Davalı, dava konusu olayda kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın 818 sayılı B.K.
41. maddesi uyarınca açılmış alacak davası niteliğinde olduğu kabul edilerek davalının dava konusu miktarı ödemekle sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Dava dilekçesinin yorumu ve hukuki nitelendirmenin yapılması her somut olayın özelliğine göre 1086 sayılı HUMK’nun 76. maddesi, 6100 sayılı HMK'nın ise 33. maddesi uyarınca hakime aittir. Hakim, tarafların yanlış nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, davanın hukuki niteliğini kendince belirleyip bir sonuca varmalıdır. Somut olayın özelliği itibariyle davacı bankanın, müşterisinin hesabına internet yoluyla bilgisi dışında girilerek davalı vakfın hesabına 10.000 TL para transferi yapılması nedeniyle gönderilen paranın geri ödenmesini istediğine göre davanın sebepsiz zenginleşmeye dayandığının kabulü gerekir. Şu durumda, uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekirken yanlış hukuki değerlendirme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.” (. HUKUK DAİRESİ E. 2013/121 K. 2013/18051 T. 19.11.2013 )
3.
Sebepsiz zenginleşme maddi bir olaydan kaynaklanmış olabilir.
4.
Fakirleşenin davranışından kaynaklanmış olabilir.
5.
Harcamalardan kaynaklanmış olabilir

F) HUKUKİ SEBEBİN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI
:

Başlangıçta mevcut olmakla birlikte sonradan ortadan kalkan bir hukuki sebep de kazandırmayı sebepsiz zenginleşmeye dönüştürebilir.

“Ne varki bu madde Anayasa Mahkemesince iptal edilince davalının tahsil etmis oldugu bedel sonradan vücudu nihayete ermis bir sebebe dayanmıs oldugundan dolayı verilenin geri istenilmesi davasının yasal dayanagı, B.K. 61. maddesi hükmü olmak gerekir.” (4. HD, 23.02.1988, 8954/1723, YAVUZ, s. 147)

“Davalı, norm kadro yönetmeliği gereğince 31.3.2000 tarihinde idarecilik görevinden alınmış, Ankara 2.İdare Mahkemesinin 12.10.2000 tarihli "işlemin iptaline" kararı üzerine, 5.12.2000 tarihinde idarecilik görevine yeniden başlamış, Danıştay'ın ilgili İdare Mahkemesi kararını bozması üzerine 24.8.2001 tarihinde ise görevinden yeniden alınmıştır. Davacı tarafından, davalının fiilen çalışmadığı dönemlere ait ücret farkları istenmiş olup, idare mahkemesi kararı üzerine davalıya ödenen çalışmadığı dönemlere ilişkin mart-kasım 2000 tarihleri arasındaki yoksun kaldığı ek ders ücreti farkları, anılan kararın Danıştay tarafından bozulması ve bozmadan sonra aynı mahkeme tarafından işlemin iptaline yönelik davanın reddedilmesi nedeniyle sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” (
13. HUKUK DAİRESİ E. 2003/15995 K. 2004/5481 T. 19.4.2004 )

VI) S
EBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE ZAMANAŞIMI
1.
BK.m.82’ye göre, iade alacaklısının geri alma hakkının varlığını öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde, bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl sonra nedensiz zenginleşmeden doğan iade istemi zamanaşımına uğrar. İki yıllık süre zarar görenin malvarlığındaki eksilmeye yol açan eylem ve işlemin haksız olduğuna kesin olarak kanı bulunduğu ve mal varlığındaki eksilmenin miktarıyla haksız edinenin şahsını tam olarak öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. 10 yıllık süre ise iade borcunun doğduğu andan itibaren işlemeye başlayacaktır.

“Dava konusu talebi oluşturan sebepsiz zenginleşme davalarında B.K.nun 66. maddesine göre; iade alacaklısının geri alma hakkının varlığını öğrenmesinden itibaren 1 yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl sonra nedensiz zenginleşmeden doğan iade istemi zamanaşımına uğrar. Bir yıllık süre zarar görenin malvarlığındaki eksilmeye yol açan eylem ve işlemin haksız olduğuna kesin olarak kanı bulunduğu ve mal varlığındaki eksilmenin miktarıyla haksız edinenin şahsını tam olarak öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. 10 yıllık süre ise iade borcunun doğduğu andan itibaren işlemeye başlayacaktır.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/19205 K. 2013/2280 T. 14.2.2013 )

2..Kamu kurum ve kuruluşları yönünden kamu kurum ve kuruluşları açısından, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir.

“Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı davalarda, bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı kamu kurum ve kuruluşları açısından, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir. Somut olayda; mahkemece, dava açmaya yetkili kişi ya da organının öğrenme tarihi olan 31.12.2007 tarihinden dava tarihi olan 01.02.2008 tarihine kadar bir yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dava tarihine kadar geçen sürede, zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenle davanın esasına girilip, taraf delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/21171 K. 2014/795 T. 22.1.2014 )

Aynı yönde (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/18208 K. 2012/23162 T. 8.11.2012 )

3) Ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satılan taşınmazda yaptığı masraf bedelini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edilebilir. Davalıların zenginleşmesi taşınmazın satımıyla gerçekleşmiş olduğuna göre, zamanaşımı süresi de bu tarihte başlamıştır. (3
. HUKUK DAİRESİ E. 2010/20179 K. 2011/3945 T. 15.3.2011)


VII) SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE İSPAT :
Sebepsiz Zenginleşme davasında ispat yükü davacıdadır. Davacı Sebepsiz Zenginleşmenin şartlarını gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.

1.Haksız yere tedavi gideri alan kişiye açılan davada harcama makbuzlarını davacıdan istenecek ve sosyal güvenlik uzmanı bilirkişiden uzman raporu alınarak karara bağlanacaktır
.
“Somut olayda; mahkemece bilgisine başvurulan muhasebeci-finans uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda; dava dosyası içinde davacı kurum tarafından karşılanan sağlık harcamalarına ilişkin ödeme tarih ve tutarını gösteren belgelere rastlanmadığı ifade edilmiş, buna rağmen raporun sonuç kısmında davacı kurumun davalıdan 3.516,52 TL alacaklı olduğunu belirtilmiştir. Bu haliyle rapor taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözecek mahiyette değildir. Hal böyle olunca mahkemece; öncelikle davacı tarafa yaptığı harcamaları gösteren belgeleri dosyaya ibraz etmesi için süre verilmesi, belgelerin ibrazının ardından davacı kurumun davalıdan isteyebileceği alacak miktarının ilgili yasa ve yönetmelikler çerçevesinde değerlendirerek hesaplanması için sosyal güvenlik konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması, daha sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” (
3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/19736 K. 2014/4100 T. 17.3.2014)

2. Banka havalesi ile gönderilen paranın sebepsiz zenginleşme hükümleriyle istenmesinde ispat.

“Havale, hukuksal niteliği itibariyle ödeme vasıtası olup, havalenin borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yasal karine olarak kabul edilir. Ancak, davaya konu 25.6.2010 ve 20.7.2010 tarihli banka havale dekontlarında paraların "arsa için" gönderildiği açıklandığı için davacının bu paraları borç olarak değil arsa alım işi için gönderdiği anlaşılmaktadır. Bu durumun aksini, yani paraların arsa işi ile ilgili gönderilmediği hususunu ispat yükü davalı tarafa düşmektedir” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/87 K. 2013/1544 T. 4.2.2013 )

3) 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir ( HMK.md.190 ) İspat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.
“Dava konusu uyuşmazlık, davacıların murisi ile davalının birlikte vekalet verdikleri davalar nedeni ile tahsil edilen vekalet ücretlerinden, murisin hissesine düşen bölümün sebepsiz zenginleşme esasları gereğince davalıdan tahsili talebine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir ( HMK.md.190 ) İspat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.
Davacının iddiasını ispat etmek amacı ile dosyaya sunduğu delillerden biri, davalının bu olay nedeni ile baroya şikayet edilmesi neticesi açılan soruşturma kapsamında derdest olan ortak dosyaların listesi, diğer bir delil ise ilgili noterliklerden birlikte verilen vekaletnamelerin celbidir. Öyle ise mahkemece, bu ilkeler gözetilerek, davalının baroya sunduğu dosya listesindeki dosyalar belirlenip, ayrıca ilgili noterliklerden de birlikte verilen vekaletnameler celbedilip, bunlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılıp, öncelikle ortak girilen davaların tespit edilmesinden sonra, bunlara ilişkin vekalet ücretlerinden davacıların murisinin hissesine düşen bedelin muris tarafından tahsil edilip edilmediği hususunda davacı tarafa ispat imkanı verilip, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/19679 K. 2014/4208 T. 18.3.2014 )

4) Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için. gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de H.G.K. Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir.

“Dava, sebepsiz zenginleşme nedenine dayalı alacak isteminden ibarettir. Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için. gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de H.G.K. Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Somut olaya gelince; mahkemece, hükme esas alınan ses kaydı davacının rızası dışında oluşturulmuş olup bu durum ceza mahkemesi kararı ile de belirlenmiştir. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir. Mahkemece sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken itibar edilmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/22755 K. 2013/2 T. 14.1.2013)

5.
Sebepsiz zenginleşen kişinin, iade borcu ile yükümlü tutulabilmesi için kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir.

“Ayrıca Borçlar Kanununun 63. maddesine göre; sebepsiz zenginleşen kişinin, iade borcu ile yükümlü tutulabilmesi için kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Davacının iyi niyetli olduğunun kabulü asıldır. Davacının kötüniyetli olmadığı ve Kurumu yanıltmadığı dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalı Kurumca davacının kötüniyetli olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Öte yandan, birçok Yargıtay Kararında da belirtildiği gibi; iyi niyetle zenginleşen kimse, zenginleşmenin geri verilmesinden dolayı; zenginleşme hiç olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşürülemez.” (10. HUKUK DAİRESİ E. 2003/1057 K. 2003/1710 T. 10.3.2003 )

VIII) SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDE FAİZ

1.Sebepsiz zenginleşmeden doğan bir alacağa faiz yürütülebilmesi için borçlunun bir ihtarla ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi zorunludur.
“Diğer taraftan kural olarak sebepsiz zenginleşmeden doğan bir alacağa faiz yürütülebilmesi için borçlunun bir ihtarla ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi zorunludur. ( 818 sayılı BK 101/1, 6098 sayılı TBK
117/1 ) Hal böyle olunca mahkemece; davalının dava tarihi öncesinde temerrüde düşürülüp düşürülmediği, düşürülmüş ise ne zaman temerrüde düşürüldüğü tam olarak tespit edilip, sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu sağlık karnesini iade edildiği tarihten itibaren alacağa faiz işletilmesi doğru görülmemiş, bu husus da ayrıca bozmayı gerektirmiştir.” ((3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/19736 K. 2014/4100 T. 17.3.2014)

2) “Zenginleşen ister iyiniyetli, ister kötüniyetli olsun, kendisinden iade talep edilmeden önce temerrüde düşmüş sayılması olanaklı değildir. Sebepsiz zenginleşmede gecikme faizi yürümesi için borçlunun yani haksız mal edinenin ya bir ihtar ile ya da aleyhine bir dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir. Diğer bir deyişle; iade borcu para borcu şeklindeyse iade talebinde bulunulmasından itibaren temerrüt faizi işleyecektir. BK'nun 101.maddesi ( TBK md.
117 ) gereğince "muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur" denilmektedir.
Somut olayda; davalının, aleyhine yapılan icra takibi öncesinde davacı tarafından bir ihtar ile ya da aleyhine bir dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmediği anlaşılmakta olup, bu nedenle mahkemece, dava konusu harici araç satış sözleşmesi nedeni ile davacı tarafından ödenen satış bedelini takip tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden, yazılı şekilde takip öncesi işlemiş faize de hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/19500 K. 2014/3868 T. 12.3.2014 )

IX) İADENİN KAPSAMI :

1.Davacının yaptırdığı muhdesatla taşınmazı devreden davalı imalat bedeli kadar zenginleşmiştir.

“Davacının vergi borcundan dolayı davaya konu taşınmazda bulunan payına isabet eden miktar kadar muhtesat değerinden yararlandığı, muhtesat bedelinin geri kalan kısmıyla ilgili bir değerlendirme yapılmadığı tartışmasızdır.
Buna göre, davacının yaptığını iddia ettiği muhtesat ( bina ) bedelinden satış dosyasındaki payı dışında kalan imalat bedeli kadar davalıların ( diğer hissedarların ) zenginleştiği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, davacının taşınmazdan el çektirilmesi sebebiyle davalılar bu imalat bedeli kadar B.K.'nun 61. maddesi ( T.B.K.'nun 77. maddesi ) gereğince. sebepsiz zenginleşmiştir. Davada, davalıların sebepsiz zenginleştiği miktarın belirlenmesi hususu da önem taşımaktadır. B.K.nun 64. maddesi ( T.B.K.'nun 80. maddesi ) gereğince, iade borçlusu kötü niyetli ise zorunlu masraflarla faydalı masraflardan iade zamanında halen mevcut olan fazlalık nispetindeki miktarı isteyebilir. 22.02.1991 gün, 1990/1 E -1991/1 K.sayılı YİBK'nda da vurgulandığı gibi; iade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tespit edilmesi gerekir.
Uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi; dava tarihinden çok önce yapılan imalatlar sebebiyle sebepsiz zenginleşme borçlusunun ( davalıların ) bu imalatın yapıldığı tarihte ekonomik açıdan zenginleştiği, yapanın ise o anda fakirleştiği kabul edilemez. Sebepsiz zenginleşme sebebiyle iade isteminde bulunabilmek için bir tarafın mal varlığının diğer tarafın mal varlığı aleyhine çoğalması gerekir. Bu azalma ve çoğalma davaya konu taşınmazda davacının payının satılması sonucunda el çektirildiği tarihte gerçekleşir. Bu durumda, imalatın davacı tarafından yapılan kısmın tespitiyle davacı tarafından iade edildiği tarih itibariyle davalıların sebepsiz zenginleşme miktarının belirlenmesi konusunda inceleme yapılarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen konularda yeterli araştırma yapılmadan yazılı şekilde hükmü kurulması doğru görülmemiştir. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/18071 K. 2013/1298 T. 29.1.2013 )

2) İadesi gereken borç para borcu ise, iadesi zamanında borçlunun elinden çıkmış olması veya harcanarak tükenmiş olması, borçlunun iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
“BK.nun 63.maddesinde “Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nispetinde red ve iade ile mükellef değildir.” hükmüne amirdir. Ne var ki; iadesi gereken borç para borcu olup, iadesi zamanında borçlunun elinden çıkmış olması veya harcanarak tükenmiş olması, borçlunun iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları bu yöndedir. Dosya kapsamından, davalının; fazla mesai ücreti aldığı ve aldığı miktarı iade etmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1234 K. 2013/2533 T. 19.2.2013 )

X) İADE TALEBİ İLERİ SÜRÜLEMEYEN DURUMLAR

1
.Zamanaşımına uğramış bir borcun ifası, borç olmayan şeyi ifası olmadığı için, sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez.

2
. Ahlaki bir ödevi yerine getirmek amacıyla hukuken mecbur olmadığı kimselere ödemede bulunan kimse, zenginleşmeyi geri isteyemez.

“Dava, gayri meşru birleşme sırasında davacı tarafından davalıya yapılan para yardımı ile alınan mesken tapusunun iptali ile davacı adına tescili olmadığı takdirde davalının sebepsiz zenginleştiği bedelin tahsili isteminden ibarettir. Tarafların iki sene nikahsız birlikte yaşamaları nişanlanma mahiyetinde olmayıp meşru olmayan bir amacın elde edilmesi için harcama yapıldığı kabul edilmelidir. Borçlar Kanunu'nun 65. maddesine göre gayri ahlaki bir amacı sağlamak için verilen şeylerin geri verilmesi mümkün değildir. Nişanın bozulmasında hediyelerin iadesi ile ilgili hükümlerin böyle bir durumda uygulanması mümkün değildir. Davanın reddine karar verilmesi gerekir.” (
13. HUKUK DAİRESİ E. 2006/355 K. 2006/6349 T. 24.4.2006 )

“davacının babasına ait iş yerinde çalışması ve elde ettiği geliri babasına vermesi, evin yapım işi ile fiilen ilgilenmesi ahlaki bir görev ve borcun yerine getirilmesidir. Öğretide ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre "AHLAKİ BORÇLAR" rıza ile ilgilisine ödenebilen dava edilemeyen borçlardandır.” (
7. HUKUK DAİRESİ E. 2006/463K. 2006/459 T. 23.2.2006)

3.
Eksik borçların ifası, sebepsiz zenginleşme sayılmaz.
4. Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey, geri istenemez. Bu yönde dava açılırsa, hakim, Devlete mal edilmesine karar verebil

 

*          *          *          *          *          *          *          *          *          *          *          *

 

Yargıtay 3 HD, 5.2.2014 T., E: 2013/16953, K: 2014/1581: "...818 sayılı BK.nun 101/2.maddesi ( 6098 sayılı TBK.nun 117.maddesi ) gereğince, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Zenginleşen kimseden ( iyiniyetli ya da kötüniyetli olsun ) iade talep edilmeden önce temerrüde düşmüş sayılmasının yasal dayanağı bulunmamaktadır.

Sebepsiz zenginleşmeden doğan bir alacağa faiz yürütülebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmesi zorunludur..."

BK döneminde düzenleme olmadığından farklı yorumlarla farklı kararlar verilebilmekte ise de TBK döneminde (üstelik TBK m.117 de anılmak suretiyle) verilen Daire kararlarının kanuna aykırı olduğu kanaatindeyim.

TBK öncesinde bu hususa ilişkin Yargıtay'ın kabulü (konuya dair açık düzenleme de olmamakla):
http://www.turkhukuksitesi.com/serh.php?did=16032
adresindeki kararda:

 

...Borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarına gerek bulunmayan ve bir kısmı az yukarıda sayılan hallerden, somut olay bakımından önem taşıyan, borcun bir haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanmış olması halidir.

Belirtilmelidir ki, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede temerrüt için ihtarın gerekmediği yolunda açık bir yasa hükmü yoktur. Ancak, müşterek hukukun "Gaspeden daima temerrüt halindedir" şeklindeki genel ilkesi, günümüzde de uygulama yerine sahiptir. Bu ilkeye göre, haksız fiilin faili ve sebepsiz zenginleşen daima temerrüt halinde bulunduğu için, zaten gerçekleşmiş olan temerrüdü sağlamak üzere alacaklının bunlara ayrıca bir ihtarda bulunması gerekmez
.

Haksız fiilden doğan tazminat borçlarında, temerrüdün haksız fiil tarihinde kendiliğinden gerçekleşeceği konusunda öğreti ve Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulaması birbirine paralel olduğu halde; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan iade borcunda temerrüdün ihtar gerekmeksizin zenginleşme tarihi itibariyle oluşacağına dair öğretideki görüşün Yargıtay uygulamasında genel bir kabul görmediği; Yargıtay'ın bazı Dairelerinin, sebepsiz zenginleşmede dahi borçlu temerrüdünün gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için alacaklının ihtarının varlığını aradığı; buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve diğer bazı dairelerinin öğretiye paralel olarak, bu gibi hallerde ihtar gerekmeksizin zenginleşme tarihinde temerrüdün gerçekleşeceğini kabul ettikleri görülmektedir
. (Örneğin: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.11.1991 gün ve Esas: 1991/11-303, Karar: 1991/567 sayılı).

Yeri gelmişken şu da belirtilmelidir ki; tıpkı tersini öngören bir yasal düzenlemenin bulunmaması gibi, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan iade borcunda temerrüt için ayrıca alacaklı ihtarının aranması gereğini düzenleyen bir yasa hükmü de yoktur. Dolayısıyla sorun, sebepsiz zenginleşme ve temerrüt kavramlarının hukuksal yapı ve nitelikleri, hukukun genel ilkeleri ve bilimsel görüşler çerçevesinde bir çözüme kavuşturulmalıdır...

 

şeklinde özetlenmiştir.

TBK'da konuya dair düzenleme vardır:
TBK m.117/2
: "...sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır" ; madde gerekçesi: "...sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan borçlarda, faizin başlangıç tarihi bakımından da özel bir önem taşıyan temerrüt sorununun, içtihat ve doktrine uygun olarak norm düzeyinde çözüme bağlanması amacıyla değiştirilmiş...".
+
6101 S.K. m.1: "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir..."

 

 

 

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=