Kamu Yapı & İnşaat Sözleşmeleri Mevzuatı - Ali POLAT
  Teminat mektuplarında vade ve zamanaşımı
 

Teminat mektuplarında vade ve zamanaşımı

 

Giriş

Günümüzde ticari işlemlerin çeşitlenmesi ve kapsamının büyümesi ile teminat mektupları önem kazanmıştır. Girişilen faaliyetlerin büyümesi ile borçlu tarafın yükümlülüklerinin hiç ya da taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi, alacaklı taraf bakımından telafisi güç zararların doğması ile sonuçlanabileceğinden böyle bir ademi ifadan kaynaklanabilecek zararların üçüncü bir kişi ya da kurum tarafından karşılanacağı yönünde bir güvence verilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Teminat mektupları, özellikle de banka teminat mektupları, ilk yazılı talepte derhal ve kayıtsız olarak ödenmeleri, muhataba karşı teminat mektubunu veren kimse tarafından borçluya ait defi ve itirazların ileri sürülememesi ve hızlı ödeme sağlaması gibi sebeplerle ticari ilişkilerde istenilir. Amaç, teminat mektubu muhatabına güven vererek bir işe girmek için teşvik etmektir.

Teminat Mektubunun Niteliği ve Unsurları

Hukuki Niteliği

Teminat mektubunun hukuki niteliği uzun zaman tartışılmış olmakla beraber günümüzde genel olarak garanti sözleşmesi olduğu kabul edilir.

Yargıtay’ın 13.12.1967 tarihli E. 1966/16, K.1967/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da banka teminat mektuplarını garanti sözleşmesi olarak nitelendirir. Söz konusu karar uyarınca; teminat mektubu veren bankanın muhataba taahhüdü, esas sözleşmeden ve bu sözleşmenin tarafları arasındaki ilişkiden tamamen ayrı ve müstakildir. Karar, garanti sözleşmesini üçüncü kişinin fiilini taahhüt olarak nitelendirmektedir. 1967 tarihli karar sonrasında teminat mektubu sözleşmelerinin niteliği konusunda uygulamadaki belirsizlik devam ettiğinden bu konuda Yargıtay 1969 tarihli ikinci bir İçtihadı Birleştirme Kararı vermiştir. Bu karar uyarınca teminat mektubunda alacaklının yazılı isteği üzerine derhal ve kayıtsız şartsız ödeme yükümlülüğünün bulunması, teminat mektuplarının 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nun 110. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin edimini taahhüt niteliğinde bir garanti sözleşmesi olduğunu gösterir. Üçüncü kişinin edimini taahhüt 6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 128 ile eski düzenleme ile paralel olarak hüküm altına alınmıştır.

Unsurları

Uygulamada teminat mektubu sözleşmelerinin garanti sözleşmesi olarak kabul edilebilmesi için bazı unsurları taşıması gerektiği kabul edilir.

Öncelikle, garanti verenin sorumlu olacağı risk önceden belirlenmiş olmalıdır. Teminat garanti alanı (yani muhatabı) belirli bir hareket tarzına yöneltmek ve özellikle de lehdar ile ticari bir ilişkiye girmesini sağlamak için verilmelidir. Teminat mektubunu veren kişi, muhataba karşı bağımsız bir borç üstleniyor olmalıdır. Teminat mektubunu veren taraf ile lehdar arasındaki ilişki ile lehdar ve muhatap arasındaki ilişki birbirinden tamamen bağımsızdır, teminat mektubu sözleşmesi ile banka ya da mektubu veren diğer herhangi bir tüzel veya gerçek kişi asli ve bağımsız bir borç üstlenir. Son olarak teminat mektubu sözleşmesinde ivazlılık unsuru tartışmalıdır; garanti sözleşmesinin ivazsız olduğunu savunanlar olduğu gibi ivaz karşılığında olması gerektiği görüşünde olanlar da vardır.

Teminat Mektubunda Zamanaşımı ve Vade

Hukukumuzda teminat mektupları bağımsız bir garanti sözleşmesi olarak kabul edildiğinden ve garanti sözleşmeleri ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığından, teminat mektupları genel zamanaşımı hükmü 818 sayılı eski Borçlar Kanunu m. 125, yani 6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 146’da yer alan on yıllık zamanaşımına tabidir.

Teminat mektupları “vadeli” ve “vadesiz” olabilir. Vade, teminat mektubu veren tarafın sorumluluğunun saptanması bakımından önem taşır.

Teminat mektubu veren gerçek ya da tüzel kişinin sorumluluğundan bahsedebilmek için teminat mektubu ile güvence altına alınan riskin, vade içinde gerçekleşmesi ve tazmin talebinin de vade içinde yapılmış olması gerekir.

Vadesiz teminat mektupları geçerlilik süresi bulunmayan ve süresiz olarak yürürlükte kalan teminat mektuplarıdır. Teminat mektubunu veren kişi güvence altına alınan riskin doğumundan zamanaşımı süresi sonuna kadar muhataba karşı sorumludur. Belirtilmelidir ki, süresiz teminat mektubundan doğan sorumluluk, muhatabın alacağının muaccel olduğu, yani riskin gerçekleştiği ve dolayısıyla bankanın ödeme borcunun doğduğu andan itibaren başlar. Muacceliyet tarihi, yani riskin ne zaman doğduğu belirlenemiyorsa ve mektubun düzenlenme tarihinden itibaren on yıldan daha uzun bir süre geçmişse, mektubu veren taraf zamanaşımı defi ileri sürülebilir. Muhatabın itiraz etmesi durumunda riskin ne zaman doğduğu mektubu düzenleyen tarafından ispat edilecektir[1].

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, m. 26 uyarınca bu kanun kapsamına giren işler için verilen teminat mektupları vadesiz olmalıdır.

Vadeli teminat mektuplarında, vade içerisinde riskin gerçekleşmemesi veya gerçekleşmesine rağmen tazmin talebinde bulunulmamış olması halinde, vade süresinin dolması ile kural olarak teminat mektubu sözleşmesi sona erecektir.

Yargıtay yerleşik içtihadı ile riskin vade tarihine kadar doğduğunun ispatlanması halinde on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip edilebileceğini kabul etmektedir. EBK. 110. maddesinin ikinci fıkrası yani 698 sayılı BK’nın 128. maddesinin ikinci fıkrası, belirli süreli üstlenmenin söz konusu olduğu hallerde, sürenin bitimine kadar taahhüt edene yazılı olarak başvurulmaması halinde taahhüdün hükümsüz olacağına dair sözleşmenin geçerli olduğunu belirtir. Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Dolayısıyla, vadeli teminat mektuplarının vade sonunda geçersiz hale geldiğinin ileri sürülebilmesi için, vade sonuna kadar ulaşacak şekilde tazmin talebinde bulunulmadığı takdirde teminat mektubunun hükümsüz olacağına dair bir ifadenin bulunması gerekir. Ancak, tazmin talebinin vade süresinde yapılmasını öngören bir ifade vade sonunda teminat mektubunun geçersiz hale gelmesi için tek başına yeterli değildir.

Bu, Yargıtay’ın da 24.01.2013 tarih, 2012/798 E. ve 1542 K. sayılı kararı ile de ortaya konulmaktadır. Söz konusu karar uyarınca, süreli banka teminat mektubunun vadeye kadar sunulmaması halinde geçersiz hale geldiğinin kabul edilebilmesi için, bu mektup metnine açık bir ifade ile yazılmış olmalıdır. Karara konu teminat mektuplarında, mektupların hangi tarihe kadar geçerli olduğu belirtilmiş olup bu tarihten sonra hükümsüz olacaklarına dair hükümsüz olacaklarına dair herhangi bir şerh bulunmamaktadır. Yargıtay bu durumda vade dolsa bile vadeden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi doluncaya kadar tazmin talebi ileri sürülebileceğini kabul etmektedir.

Sonuç

Ticari hayatta sıklıkla kullanılan teminat mektuplarında vade ve zamanaşımı konusu dikkat gerektirmektedir. Vadeli teminat mektuplarında, mektuba vade süresinin sonuna kadar yazılı bir ödeme talebinde bulunulmaması halinde teminat mektubunun hükümsüz hale geleceğine dair açık bir ifadenin eklenmemesi halinde, mektup vade tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımının sonuna kadar takibe konulabilecektir. Yargıtay’ın bu konudaki istikrarlı tutumu yakın tarihli kararlarda da görülmektedir.

[1] Seza Reisoğlu, Banka Teminat Mektupları Uygulamalarında Ortaya Çıkan Başlıca Sorunlar, Türkiye Bankalar Birliği,

 

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=